Meyhanelerde Masalara Mum Koyma Geleneği ve Pedimu


Meyhanelerde Masalara Mum Koyma Geleneği ve Pedimu

Dilerseniz öncelikle, meyhanelerde masa kullanımının başlangıç serüvenine değinelim.

1875-1880 yıllarına kadar olan süreçte, meyhanelerde hâlihazırda masa kullanılmıyordu. Kafeşantanlar ve meyhanelerin alafrangası olarak nitelenen gazinoların gece eğlence hayatında yer almasının ardından, geleneksel meyhanelerimiz de yeniden yapılanma sürecine girmiş ve masalar kullanılmaya başlamıştı. O zamana kadar açılır-kapanır ayaklıklar üzerine bakır ya da ağaçtan siniler konularak sofra kurulur, sofrada kısa ayaklı hasır örgü iskemleler kullanılırdı.

Masaların meyhanelere eşlik etmesiyle birlikte, meyhanelerde hizmete başlamadan masalara tuzluk ve biberlik konulmaya başlandı. Bu da çağdaş servise atılan ilk adımlardı.

Ateş oğlanları ve Mum Geleneği

Gedikli meyhanelerindeki sofralara fiske şamdan denilen el şamdanlarını getiren, tavanlara asılan büyük kandilleri ve müşterilerin tütün içtiği çubukların lülelerini yakan meyhane uşaklarına ‘ateş oğlanı’ deniliyordu. Ateş oğlanları genellikle 10-18 yaş arası Rum çocuklardan seçilmekteydi. Ateş oğlanlarına duyguları yoğunlaştırmak için çoğunlukla Rumca “Pedimu” (küçücüğüm, yavrucağım) tabiri de kullanılırdı.

Ateş oğlanlarını genel olarak bu şekilde tanımladıktan sonra, gelin konuyu biraz daha detaylandıralım. Ateş oğlanları müşterilere servis yapmadan önce özenli bir hazırlık evresinden geçerlerdi. Tertemiz giyinirler, kâküllerini tarayıp feslerini üzerine oturtarak hazırlıklarına başlarlardı. Kollar ve ayaklar sıvalı, ayaklarında takunyalar, bellerinde kuşak, sırtlarında kar gibi gömlekler ve işlemeli fermenelerle hizmet için hazır hâle gelirlerdi. Sofralara konulacak fiske şamdanlarının mumları dikildikten sonra artık müşterileri beklemeye geçerlerdi.

Müşteriler gelip sofralar kurulduktan sonra, ‘barba’ fiske şamdanı sofraya koyar ve sofradakileri selamlardı. Hemen ardından gelen ateş oğlanı da elindeki şamdanıyla ustasının sofraya getirdiği mumu yakar ve müdavimleri selamlardı.

Ayrıca, her meyhanenin bir de orta kandili vardı. Orta kandilin yanması, akşamcılar arasında meyhane sohbetinin, daha doğrusu muhabbetin gelişmesine başlangıç sayılırdı. O andan itibaren sohbetler yoğunlaşır, gönül sohbetleriyle hemdem olunup kaynaşılırdı.

Yazımızı noktalamadan önce son olarak, o dönemin aydınlatma yöntemlerine de değinelim. İstanbul’un fethinden sonra kullanılan aydınlatma araçları, Bizans döneminde kullanılanların aynısıydı. Kolay alev alabilen ağaçlarla, meşale ve çıranın taşındığı, madeni bir sırığa bağlı ilkel bir aydınlatma aracıydı. Meşaleci, meşaleyi tutuşturup gezdiren, çoğunlukla asker olan bir görevliydi. Fakat Osmanlı’da temel aydınlatma aracı her zaman mum olmuştu.

 

Kaynaklar: Biz Rakı İçeriz-Vefa Zat, Meyhane Yahut İstanbul Akşamcıları-Mehmet Tevfik, Eski İstanbul Meyhaneleri-Vefa Zat

+ Yorumunuzu Yazın

+