Meyhane Kültürü Nasıl Doğdu?


Meyhane Kültürü Nasıl Doğdu?

Meyhane kültürünün nasıl doğduğundan ve nasıl geleneğimizin bir parçası haline geldiğinden bahsetmeden önce, gelin meyhane kelimesini irdeleyelim.

Mey ve hane kelimeleri Farsça’dan gelmektedir. Mey şarap anlamına gelirken, hane ise ev anlamına gelmektedir. Buradan yola çıkarak, meyhane sözcüğünün şarap evi anlamına geldiğini söyleyebiliriz. Tabii ‘mey’ kelimesinin anlamı da zamanla genişleyerek her türlü içkiyi içine alan ancak özellikle rakıyı işaret eden bir hale gelmiştir.

Liman Kültürü ve Meyhaneler

Bizans döneminde, denizcilik ve deniz ticaretinin gelişmesi ile birlikte oluşan ‘liman kültürü’ meyhane kültürünü de beraberinde getirmişti. Bu sebeple meyhane kültürü, aynı zamanda bir liman kültürüdür diyebiliriz. Deniz ticaretinin yoğunluğu sebebiyle dünyanın birçok yerinden bölgeye akın eden denizci ahalisi, sefer aralıklarını meyhanelerde eğlenerek değerlendiriyordu. Birçok farklı milletten insanın oluşturduğu ahenk ile birlikte, Konstantinopolis limanlarında çok renkli anlar yaşanıyordu.

Meyhaneler Doğuyor

Meyhane kültürünün nasıl doğduğu hakkında fikir sahibi olmayanlar, bu kültürün yakın bir geçmişte ortaya çıktığı yanılgısına düşebilir. Ancak meyhane kültürü düşünüldüğü gibi yakın zamanda değil aksine köklerini Bizans’tan almaktadır. Bizans’ın o dönem hüküm sürdüğü Konstantinopolis’te müdavimlerin gittiği çeşitli içkili mekân bulunmaktaydı. Bu mekanlar taverneia, pouskareia, kapeleia isimleriyle bilinmekteydi. Kapeleia hakkında bugünkü meyhanelere en yakın olanı diyebiliriz. Şarap satma ehliyetine sahip olan, şarabın yanında balıkla veya etle pişirilen yemekler veya baklagillerden hazırlanan yemekler servis eden içkili bir mekândı. Ayrıca, Bizans döneminde meyhaneler özellikle din adamlarının da etkisiyle, merkezi otorite tarafından her zaman ciddi bir denetim altındaydı. Bu bilgiye dayanarak, Osmanlı öncesinde de meyhanelere çeşitli yaptırımların uygulandığı sonucuna varabiliriz.

Fatih’in fetih döneminde, bölgede bulunan gezginler İstanbul’a meyhaneler şehri yakıştırmasında bulunuyorlardı. Osmanlı döneminden de birçok yazar, kitaplarında hem meyhaneleri işliyor hem de sadece meyhaneleri kaleme alıyordu. Hazır yazımız bu noktadayken Reşat Ekrem Koçu’dan şöyle bir alıntı yapalım:

“Balıkpazarı (Eminönü) meyhanelerinin şöhreti Fatih Sultan Mehmed devrine kadar uzanır; öyle ki, Türklerin İstanbul’u fethinde Balıkpazarı ile Tahtakaleyi ve etraflarını kesif bir günlük alışveriş yeri ve baldırı çıplak tabakasının meyhane ve harabathanelerle diz dize iskan ettikleri semtler olarak buldukları ve havasını değiştirmedikleri muhakkaktır. Uzak mazîsinin hatıralarını bilmiyoruz. Malûmumuz olan Fatih Sultan Mehmed’in nedimliği şerefine nail olmuş Şair Melihî’nin daima buralarda dolaşan namlı ayyaşlardan biri olduğudur.”

Osmanlı’nın her döneminde içkinin yasak olmasına rağmen fetih sonrasında, gayrimüslimlerin kültürü haline gelen meyhanelere belli yaptırımlar yapılsa da yine de tavizler verilmekteydi. Nitekim, Osmanlı öncesinde İstanbul limanlarının ait olduğu Bizans İmparatorluğu bu kültürün tohumlarını ekmiş ve çoktan yeşertmişti.

Meyhaneler, Osmanlı döneminden bu yana kültürümüzde çok önemli bir yere sahip olmuştur. Konjonktürün getirileri ile birtakım değişimler gösterse de, meyhaneler o günlerden günümüze uzanan, başta İstanbul olmak üzere ülkemizde hâlâ yaşayan ve yaşatılan bir kültürdür.

 

Kaynaklar: National Geographic Türkiye, Eski İstanbul Meyhaneleri

+ Yorumunuzu Yazın

+