Geldi Yine Vakti Kerâhat…


Geldi Yine Vakti Kerâhat…

Rakı adabı dendiğinde akla ilk gelenlerden biri de rakının ne zaman içileceği konusudur. Bu noktada eskilerin tabiriyle “vakti-i kerâhat” denilen zaman oldukça mühim. Kerâhat Vakti, güneşin doğuş, batış ve tam tepede bulunduğu vakte denilmektedir.

Vakti kerâhat alışkanlıklara, görüş ya da inanışlara bağlı göreceli bir kavramdır. Eski dönemin içkicileri bu zamanı genelde “akşam ezanının okunduğu, meyhanelerde gaz lambalarının yakıldığı zamandır” diye tanımlarlar. Ancak o günlerde de bugün de “rakı içmek bir mecburiyet değil bir zevk sorunudur” düşüncesinde olanlar, bu sualin cevabının “canın ne zaman rakı içmek isterse” olduğunda ısrarlıdırlar. Rakı içmeye başlamayı belli bir zamanla sınırlamazlar. Şair Mehmed Kemal, “Öğle Rakıları” adlı şiir kitabında, genel eğilimin aksine “öğle rakıları çok güzeldir efendim” bile der.

Ahmet Rasim ise vakti kerahâti saptamaktan yanadır. Bunu yapmayanların sabuh denilen sabah rakısını içip kaylule dedikleri öğle uykusuna yattıklarını, sonra da vakti kerâhat geldi deyip akşam rakısıyla devam ettiklerini kötü örnek olarak sergiler. Üstat için kerahet vaktinin saptanması kadar önemli olan soru ne amana kadar içmelidir meselesidir. Bunun kıstası ise “evde bekleyenlere, sofra başında sahanları ısıtıp indire indire yorularak uyuklayanlara “meyhaneler kapandı sarhoşum nerede kaldı?” şarkısını söyletmeyecek” bir süredir. Doğal olarak içme süresini Ahmet Rasim’in gıda dediği, herkese göre değişen içme miktarı ve içiş tarzı da etkileyecektir.

Velhasıl herkese göre değişebilen bu vakit, rakı içenler arasındaki genel kanı itibarıyla ufkun yavaştan kızarmaya başladığı zaman olarak kabul edilmektedir.

Yararlanılan Kaynak: Rakı Ansiklopedisi

+ Yorumunuzu Yazın

+