Biz de Gediklinin Devamıyız…


Biz de Gediklinin Devamıyız…

“İstanbul’un dört tarafında da meyhaneler vardır. Samatya, Kumkapı, Eminönü, Unkapanı, Cibali, Fener, Balat ve Hasköy ise meyhaneye en çok rastlanılan semtlerdir. Galata ise, zaten meyhane demektir.”

Demişti “Seyahatname” eserinde Evliya Çelebi.  Osmanlı döneminde, Müslüman halk genel olarak içki konusundaki dinsel yasaklara bağlıydı. Müslüman olmayanların adetlerine ise karışılmazdı. Hem içkiden hem de içkili mekânlardan alınan vergiler önemli bir gelir kapısı olduğundan, saray çoğunlukla bu geleneğe dokunmamayı tercih etmişti.

Galata başta olmak üzere gayrimüslümlerin yoğun olduğu mahallelerdeki meyhanelerin müşterilerinin bir kısmını kaçamak yaparak gelen Müslümanlar oluşturuyordu. Keyif için içilip yenilen yerler olan meyhaneler de bütün işyerleri gibi lonca düzenine bağlıydı. Loncaya bağlı meyhaneler “gedikli meyhaneler”di, yani devlete kayıtlılardı. O dönemin kaçak meyhanelerine ise “koltuk meyhaneleri” adı verilmişti. O dönemde bir de “ayaklı meyhaneler” vardı.

Gedikli Meyhaneleri

Genel kanı, sık sık uğrandığı için gediklisi haline gelmiş kişilerin uğradığı meyhane olduğudur. Halbuki Osmanlı döneminde “gedik” adı verilen resmi çalışma iznini (bugünün ruhsatı) almış meyhanelere verilen isimdir. Kelime eski Türkçe “ketmek, çentmek” yani “çentik atmak” dan geliyor.

Daha önce de bahsettiğimiz gibi, Osmanlıda her esnaf grubu gibi meyhanecilerin de bir loncası vardı ve loncaya üye olmayanlar meyhanecilik yapamazdı. Gedikli meyhaneler de kendi aralarında sınıflandırılmıştı. Şarabı fıçı yerine küpte saklayanlara “küplü meyhaneler”, gemi tayfasının gittiği meyhanelere “gemici meyhaneleri”, toprak zeminli ve yüksek tavanlı olanlara da “kebir meyhaneler” denmişti. Abdülaziz döneminden (1861-1876) itibaren gedikli meyhanelerine “selatin meyhaneleri” denmeye başlandı.

Koltuk Meyhaneleri

Ucuz olduğu için müdavimlerini genellikle yoksul kesim oluştururdu bu meyhanelerin. Koltuk meyhaneleri aslında bakkal, manav, turşucu gibi içki satma izni olmayan dükkânların gizli bir köşesinde olurdu. Ayrıca, içki içerken görünmekten korkan ve evine içki sokmayan memur ve katip takımı da bu tip kaçak meyhanelere gelirdi. Onlarınki ise ‘kibar koltuğu’ idi.

Ayaklı Meyhaneler

Çoğunluğu Ermeni olan seyyar içki satıcıları olarak tanımlayabiliriz ayaklı meyhaneleri. Bu satıcıların dükkanı, tezgahı, fıçısı, ustası ve sakisi kendisiydi. Bellerine ucu musluklu, rakı veya şarapla doldurulmuş uzun bir koyun bağırsağı sararlar, sırtlarında bir cüppe, cüppenin iç cebinde de bir kadeh olurdu. Omuzlarına da alamet olarak birer peşkir atarlardı. Ayaklı meyhaneler en çok Bahçekapı, Yemiş İskelesi, Galata ve civarında dolaşırlardı. Müşterileri genellikle yalın ayaklı, yarım pabuçlu kayıkçılar, hamallar, yanaşmalar ve uşaklardı.

+ Yorumunuzu Yazın

+